2 Ekim 2017 Pazartesi

vernem nidahen

Delikanlının adı Santiago idi.
Geliyorum Fatima dedi, geliyorum.

bilinmeyen bir saat itibariyle*
yürü
ve öl
vernem nidahen
üzerine çiçekler dikiyorlar
cesedini saklamak için
katillerine teşekkür et


sonsuzluktan beri devam ediyormuş gibi gelen bir geçmiş itibariyle
gümüş kordon o kadar güçlü ki benim güzel dostum gökyüzümüz ve biz, yıldızlar da yoldaşlarımız.
görünmeyen gelecek için şimdiden var oluşuna tebessümler bırakıyorum.

fakat dürüst bir cevap veriyorum yedi fili de ben öldürdüm. elimi tutun grotesk rüzgarda sürükleniyorum.

pek yakın bir tarih itibariyle
ay'ın ikiye bölünmesi mucizesi
üzgünüm
bildiğinizden farklı
bu seferki mucize değil
ay ikiye bölünüyor
ve evrende kayıp

Bu şiir (?) evreni ruh molekülünün merkezine alarak yazıldı.
kimin evreniydi?
ve evren kimdi?
ve bu sonsuzluk
kimi hapsetti?

Anlamsızdı -kimine göre- ve akla gelen ilk kelimeler yazıldı - akıl mı kaldı- 

teşekkür ederim
kalbime
çiçeklerini dikenlere
ve
devamı yok
devamını çiçeklerin arasında saklayacağım
çünkü ay ikiye bölündü
"ay çatılara değdi"
sanırım şimdilik bitti

-inanırsan-
* herhangi bir zaman itibariyle
çünkü zamanın ne önemi var olabilir?

*parçalar 2' den 267'ye kadar savrulabilir

3 Temmuz 2017 Pazartesi

her şey

 Hücrelerim bölünüyor, kaslarım kasılıp gevşiyor vücudumda bir şeyler değişiyor ama dur bu henüz hiçbir şey.
 Yaşlı biri ölüyor ve hemen bir sokak arkasında bir evde bir bebek doğuyor.
 Adamın biri bir sigara yakıyor ve kadın aniden masadan kalkıyor, arkasına bakmıyor.
 Bir grup bir yaz festivalinde gelmiş geçmiş en iyi konserini veriyor ve oradaki binler hiç olmadığı kadar çok eğleniyorlar.
 Biri bir nietzsche kitabının kapağını kapatıyor ve felsefeye yeni bir bakış kazanıyor.
 Evren insan beynini zorlayacak bir şekilde genişliyor ve bir yıldız sönüyor, belki de bu bizden sonraki boyutun big bang'iydi.
Bir adam dayak yiyor öldürülürcesine, başka bir adamı sevdiği için.
Bir grup siyasi -belki farklı uluslardan- dünya barışı zırvalıklarıyla ilgili bir anlaşmaya imza atıyorlar basın bu habere bayılacak.
Bir çift heyecanla yatağa düşüyor ve kadın sabah yalnız uyanıyor, yalnız ve pişman.
Televizyon programları yapılıyor ve herkes heyecanla bunları takip ediyor, tüm sorunlarını unutup bu yarışmayı kimin kazanacağına odaklanıyorlar.
Tatile gittiği yerlerden fotoğraflar atmaya bayılıyor, biraz gösterişi seviyor gibi.
Bir takım şampiyon oluyor ve rakip takımın taraftarları şampiyon taraftara saldırıyor.
Kaybeden öldürür, insan öldürmek 21.yüzyılda hobi oldu. 
Büyük bir laboratuvarda önemli araştırmalar yapılıyor belki de önemli hastalıklara çare bulacaklar. Belki de çoktan buldular ama daha çok ilaç üretmeye devam edecekler geçici fayda sağlayan ve kazanacaklar.
Para dünyayı yönetmeye devam edecek.
Yeni çıkan bir 'sanatçı' daha internete videosunu yüklüyor, ve yeni bir marka daha ürününü piyasaya sürüyor.
Para dostlarım para, tonlarca para tarafından yönetiliyoruz ve daha kötüsü eziliyoruz altında.
Ateşi buldular, tekerleği icat ettiler ve yazı yazmak akıllarına geldi. Tarihin akışı değişti ama tarih neydi?
Kadının biri ellerini toprağa vura vura ağladı kucağında çocuğunun bedeniyle.
Bir adam da üzerine bombalar yağarken ellerini göğe kaldırıp yalvarıyor bitsin tüm bunlar diye.
Çok başka bir yerdeyse başka bir adam minik heykelciklerin karşısında saygıyla eğiliyor ve bu ritüellerin onu tanrısına -larına- ulaştırmasını umuyor.
Bir hayvan tek derdi yiyecek bir şeyler bulmak ve aniden başına bir darbe alıyor. Bağırıyor, kıvranıyor sürüklendiğini hissediyor ve ruhu çıktıktan sonra ona neler yaptıklarını izliyor. Derisi soyuluyor, kürk yapılıyor, tüyleri yolunuyor, içi dolduruluyor. İşkence. Vahşet. Bir değil binlerce hayvan.
Buzullar eriyor ve ozon tabakası deliniyor.
Emekli olmuş bir adam bahçesinden bir domates koparıp kokluyor ve taze kokusuyla birlikte gülümsüyor.
Yağmur yağıyor ve bizi ıslatıyor, durup dinliyoruz birbirimize ne kadar çok sevdiğimizi fısıldarken.
Bir çiçek bu sabah güneşe başını uzatıyor evinin penceresinden bunu izleyen bir anne mutlu oluyor.
İstanbul fethedildi! Elektrik bulundu ve icatlar ve teknoloji ve robotlar ve ele geçirilme.
Kestik, bir yönetmen bağırıyor reyting rekorları kıracak bir filmin son sahnesi çekilince.
Reform hareketlerini kovalıyorlar, rönesans diyorlar sanat,sanat, sanat tablolar çiziyorlar beyinlerini kağıda aktarıyorlar ve hümanizm doğuyor. İnsan mı kaldı ki hümanist yazıyoruz sosyal medya profillerimize?
Darwin evrim diyor doğa ana bu fikre bayılmış olmalı ama bugün bir adam 'şimdi neden maymunlar insana dönüşmüyor o zaman' diye Darwin'e meydan okuyor. Dinini böyle savunuyor kendince.
Biri de müslüman profiller oluşturup ütopik şeyler yazıyor karşıt olduğu dini karalamak üzere ve insanlar buna inanıyor. İslam böyle bir din işte diyor karalıyor karalıyor ve yine sosyal medyadaki tüm profillerinde saygı yazıyor büyük harflerle saygıdan bahsediyor. Zamanında ''Bu mesajı on kişiye göndermezsen annen ölecek'' şeklindeki mesajlara inanan insanlar bunlar.
Ve bir başkası da yolda gördüğü bir kadını tekmeliyor bu eteği giyemezsin diyerek çünkü o bir müslüman ve dini bunu gerektiriyor, kadını tekmelemesini. Hümanizm, hümanizm(!)
Tesla bu dünyada kıymetin bilinmedi adını duymayanlar var bu bizim utancımız.
Düşüncelerimizi aşacak bir boyutta aklımızın almayacağı bir uzaklıkta yoğun gaz kütleleri oluşuyor, yıldızlar sönüyor ve zaman dahi ölüyor. Hala da uzaylı diye bir şeyleri tartışıyoruz birileri hala bu sonsuz evrende yalnız olduğumuzu zannediyor.
1915 Çanakkale cephedeki çocukların yaşları muhtemelen on beşten başlıyor.
2017 Suriye komşu ülkeye kaçan insanların hepsi eli silah tutacak yaşta.
'Normal insanlar'dan saklanan sonsuz olay var, uyutuluyoruz.
Güneş batıyor, gece oluyor ve yıldızlar çok güzel görünüyor olduğumuz yerden. 
Yatağında uzanan bir kıza babası rapunzelin hikayesini okuyor, prensesim deyip alnını öpüyor.
Evvel zaman içinde, çok uzak bir ülkede o peri masalları gerçekten de yaşanıyor.
Balta girmemiş ormanlarda yaşayan sayısız keşfedilmemiş tür, asla keşfedilmemeyi umarak yaşamaya devam ediyorlar, bir kelebek kanat çırptı ve dünyanın öbür ucunda kasırgalar meydana geldi.
Bir balkonda oturup şiirler yazıyor bir çocuk, gençlik aşkı için ve üzülüyor, acı çekiyor, onun içini parçalayan tek şey bu. Ve sonuna kadar haklı çünkü aşk insanın içini parçalıyor.
Bir kabile avlanıyor, kendilerince günlük olan danslarını -belki de ibadetleri- yapıyorlar. Ellerinde kameralarıyla birileri gelip onların günlük hayatını kaydediyor belli ki hoşlarına gidiyor.
Öğle arası saati; içinde kaybolmaya değer bi' kalabalık kaldırımlara dökülüyor, sayısız hayat sayısız hikaye var aralarında.  Bu gidiş nereye?

Güneş doğuyor, güneş batıyor, nefes al; nefes ver. Yaşa; öl. Hisset. 


Ve bir kız düşünmeye başladığında kalbi yerinden çıkıyor. Hiçbir yere sığamıyor sokağa çıkıp koşuyor bir yere varamıyor. Bir kaldırım kenarında ağlıyor. Dünyaya, evrene 'yaşama'  anlam veremiyor. 

Tarih, moda,siyaset,aşk,bilim,masallar, mutluluk, gözyaşları,öfke, umut, tüm o felsefi akımlar, insanların arzuları, düşünceleri yaptıkları, hayalleri, hırsları kazanma çabaları, ölümleri. Ölüm deyip tıkanıyor gerisi onu tamamen boğuyor. Eline kalem alıp yazmaya çalışıyor, her şeyi yazmak istiyor ve tam bu noktaya kadar geliyor ama her şey onu bitiriyor.

23 Nisan 2017 Pazar

bugün yalnız-ca yürüyorum

Bugün üzerimde kimseden bir parça taşımıyorum. Bir hatıra, bir eşya yok; bugün herkesi sırtımdan atıyorum. Kendi kendime kalıyorum en doğal halimle. Yüzümü olduğu gibi bırakıyorum, ayna gözlerimin çöktüğünü, izlerimin çoğaldığını haber veriyor, uyandığım andan itibaren biraz yorgunum ki bu fiziksel olmayan yorgunluk  bedenime yansıyor.
Bugün yalnız-ca yürüyorum. Ve bugün sahiden çok üşüyorum rüzgarı kemiklerimde hissediyorum.
Hislerimi yanıma almıyorum bugün yeniden yaşamak istiyorum. Donuk ifademle yola çıkıyorum.
Her adımda sayamadığım kadar çok şey düşünüyorum. Gökyüzüne bakıyorum bunu yapmayalı uzun zaman olmuştu. Sanırım orayı yeniden sevmeye başlıyorum. Tanıdık yerlere gidiyorum ama biraz yabancı hissediyorum. Zaman ve mesafeler diyebilirim, beni ait olduğum yerlere yabancılaştırdı. Bugün birkaç tanıdığı görmezden geliyorum, tanımadığım birileriyle birden çok kez karşılaşıyorum.
Bugün kayboluyorum. Hiç girmediğim sokaklara giriyorum ve kaldırımların kenarında dengede kalmaya çalışarak yürüyorum. Bir şarkı başlıyor ve ellerim birbirine kenetleniyor, kontrol edemiyorum dudaklarım titriyor. İnsanlar bana bakıyor ve dolup taşıyorum.
Ben bugün ağlıyorum. Yürüdüğüm tüm sokaklarda hıçkırıklarım yankılanıyor benim arkamdan ve ıslanıyor tüm yollar. Yürüyemiyorum, yüzümü elimle kapatıp bir kaldırım kenarına çöküyorum ve canım yanıyor bunu hissediyorum.
Başka bir şarkının sesini sonuna kadar yükseltiyorum bu bana güç veriyor. Yine kendi ellerimle yüzümü siliyorum çünkü ben bugün sahiden yalnızım. Ayağa kalkıyorum yeniden,
 "güçsüz değilim yüzümü gözyaşımla yıkasam da"

...görmüyorum yaklaştığını ve kornasını duymuyorum. Ben bugün ölüyorum. Bugün korkuyu yaşıyorum. Kendime geliyorum birilerinin bana bağırmasını duyuyorum;  yolun ortasındayım, dinlemeden adımlarımı hızlandırıyorum yalnızca yürüyorum.

Bir yere geliyorum neresi olduğunun ne önemi var; kollarıma farklı farklı parfümler sıkıyorum her birini tek tek kokluyorum, neyi arıyorum güzel kokan hatıraları mı?
Bugün bitiyor şekerli sakız çiğniyorum ve yine kaldırımların kenarındaki taşlara basıp inip kalkarak yürüyorum. Güzel bir şarkı ki elimle ritim tutuyorum.

Bugün üzülüyorum ve eğleniyorum. Bugün mutluyum ve ağlıyorum. Ben bugün ölüyorum ve yeniden yaşamayı keşfediyorum. Bugün yeniden seviyorum, üşüyorum ve yoruluyorum. Küsüyorum ve yeniden aşık oluyorum. Yalnız kalıyorum ve kendime güç veriyorum.
Bugün yalnız-ca yürüyorum.

1 Şubat 2017 Çarşamba

iyileşiyor gibisin


 Yüzünde kendini belli etmemeye çalışan bir yorgunluk görüyorum. Bazı yerlerde stresin getirdiği birkaç kızarıklık. Gözlerin çökmüş içeri doğru, çukurları karşıdan fark ediliyor. Zayıflamış yüzün damarların yollar yapıyor, kana susamış bembeyaz olmuşsun. Saçların uzamış ama yıpranmışlar. Çok fazla yolmuşsun güzelim saçlarını, çok sinirlenmişsin çok üzülmüşsün haklısın. Tırnakların uzamış hayret, belli ki stresten ısırdığın parmakların yenilenmeye başlamış. Eskiye göre toparlanmışsın ama bileklerin hala kopmak üzere, ellerin titriyor içten içe.  Kalbin de hala kırık görüyorum.  Vücudunda izler var umarım sen yapmamışsındır. Farkında bile değilsin kendine zarar veriyorsun.
 Sen hala çığlıklarını mı yutuyorsun, iyileşmiyor muydun? Sırtında küçük küçük benekler var hatta omzunda da görüyorum. Şirin duruyorlar üzülme. Bacaklarını uzatmışsın öyle sanki ömrün boyunca en zor yolları mı yürüdün? Belki haklısın.

 Kahve kokuyorsun birkaç dakika olmuş içeli. Kıyafetlerine kadar sinmiş kokusu bu halini seviyorum. Dilinde de hala tadı var dudaklarını yalayıp duruyorsun.
 Bir şey itiraf edeyim, harcanmaya mahkumsun. Daha iyiye gidiyorum diyerek kendini avutma çabanı haklı buluyorum ama sen kötüye gidiyorsun sanırım. Yükseldiğini zannederken batıyor olmandan korkuyorum. Hiç umudun kalmamış sanki ruhunda.
Ve sen harcanacaksın sevgiyi harcadığın gibi. Biteceksin tüm duygularını alacaklar senden. Hak ettiğini zannettiğin her şeyi kabulleneceksin. En güzelini kendine yakıştıramayacaksın. Kendine küseceksin sonunda. Konuştuğun her aynayı sen bana yazık ettin diyerek yumruklayacaksın. Kendine yazık edeceksin, saçlarını daha çok yolacaksın, ellerin titreyecek, parmaklarından kan akacak kalem tuttukça. Her satırı öldüreceksin.
En güzel şeyleri yaşarken bile ya yanlış bir şeyler varsa diye şüpheye girip hissedemeyeceksin. En mutlu anında içinde birileri sen hatalısın diye bağırıyor. Korkuyorsun ya hatalıysan?  İçinden geldiği gibi hatalar yapamayacaksın ama doğruyu da bulamayacaksın. Özür dilerim sana kötü davranmak istemiyorum, seni seviyorum. Seni anlamayacaklar kimse içini anlamayacak. Suçlayacaklar ki sen suçlusun, kendine yazık ettin. Ama hazır olmanı istiyorum. Hata da yapacaksan hiç olmazsa tereddüt etmemeni istiyorum.  Üzüleceksin sonra kendi kendime kıydım ben diyerek yine zarar vereceksin, en çok da kendine. Çığlıklarını yutmayacaksın kanayan ellerini de tutmayacaksın. Tükenen gözyaşlarını tekrar harcayacaksın.
Sonra geçecek. Bana olan oldu zaten büsbütün kaybettim diyerek boşvereceksin. Yeniden güleceksin mutlu olacaksın. Ya da öyle sanacaksın.
Belki tutunduğun dala daha çok sarılacaksın ve tüm bunlar olmadan seni kurtaracak. Belki daha çok aşık olacaksın, sevgiyi harcamana rağmen o tarifsiz duygu seni affedecek ve düşmene izin vermeyecek.
Şu an nasılsın bilmiyorum. İyi gözüküyorsun böyle devam et. Yabancı sesleri dinlemiyorsun, güzel şeyler hissediyorsun ve gülümsüyorsun. Çok güzelsin. Sadece hazır ol yenilmeye. Umudunu koru eğer kazanırsak buraya yeniden geleceğim ve sarılacağım sana. Bu sefer başardık diye ağlayacağız. Sen bana bakma, iyi olacaksın. Seni seviyorum.

20 Ocak 2017 Cuma

ait









''Sen aşık olmuşsun gecelere küsmüşsün girdaba sürüklenmiş boşvermişsin.''

 Sen teslim olmuşsun ne olacaksa olsun deyip, sevmişsin. Sen alabileceğin en doğru karar yerine, yapabileceğin en güzel hata yerine, yaşayabileceğin en güzel his yerine sevileni koymuşsun.
Sen kaybolmaya razı olmuşsun, mahvolmayı tükenmeyi bile kabul etmişsin. Ve acısı acın olmuş ömrünü ömrüne katmışsın.
Kendine dair her şeyden vazgeçmeyi göze almışsın, unutmuşsun kendini. Geceye küsmüşsün, hayallerini değiştirmişsin baştan sona. Kafandaki sesleri umursamaz olmuşsun, içinde yaşayan güçleri boşvermişsin. Ait olmuşsun sen tüm benliğinle.
Sen bitmeyi göze almışsın. Sanki en kötü günlerini unutmuşsun, yeniden hayat bulmuşsun. Bir çift ve tek ruh, tek nefes olmuşsun. Sığınacağın yuvanı bulmuşsun. Gözyaşında saklayıp bir daha ağlamamayı kabul edeceğin ruhu bulmuşsun. Gerçek dünyayı bile artık yaşanılabilir bulmaya başlamışsın. Düşüncelerin dolmuş, içinden taşmış. Kontrolünü kaybetmişsin, dinle sen çoktan delirmişsin ki bu delilikten de memnunsun.

 Şimdi korkuyorsun. Asla dediğin tüm tekrarlarının beşeri acılarının seni yakmasından korkuyorsun. Sen kırılıp tam toparlanmışken paramparça olabilme ihtimalin yüzünden geri çekiyorsun kendini. Sevmeyi hissetmek istiyorsun, ağlamak istiyorsun. Kendini kaybedip sevilenin ruhunda yeniden bulmayı istiyorsun. Sonunu düşünmeden, biraz sonrası için endişe etmeden sadece sevmek istiyorsun ama yorulmuşsun. Sanki her şeyi yaşamış da bıkmış gibisin. Pişmanlıklarında boğuluyorken yeni pişmanlıklara hazır değilsin. Sonsuz bir girdaba sürüklenmeyi bütün kalbinle istiyorsun ama çırpınacak gücün kalmamış. Kelimelerden korkuyorsun, kendini anlatamamaktan korkuyorsun. Aldığın tüm kararları bozup kendinle yeni bir iç savaşa girecek kadar güçlü de değilsin. Ruhunda var olan tüm güven duygusu emilip yok olmuşken, yeni bir  güveni en baştan en yıkılmaz haliyle işlemeye çalışıyorsun. Ve sevmeyi seviyorsun. Ve ne olacaksa olsun deyip teslim oluyorsun. Çünkü sen aşık olmuşsun, var olan her şeyi köşelere itip, ruhunun tamamına sevileni doldurmuşsun.



*Aynadaki, şimdi kendini bırakıyorsun. Söyleyeceklerim bitmedi ama kelimelerim kesildi. İlham için kendini bilen iki ruha teşekkür ediyorum.