31 Aralık 2015 Perşembe

''kara aşığım,yağmura alışık''



Yağmur mu, kar mı diye düşünüyorum.
Kara aşığım,
Yağmura alışık.
Vazgeçemiyorum ikisinden de. 

 Bir şehir insanın gözünde basitleşince,
Yani göremeyince denize yağan karı,
Ya da ağaçlara düşen beyazlığı,
Hayat basitleşiyor. 
Hayatında umut yoksa, insan basitleşiyor.

Kar,
Beyaz ve saf değil sadece,
Soğuk, 
Ama sarılsan ısıtacak içini, kalbine kadar. 
Kış,
Uzun uzun,sayfalarca yazmaya değecek bir sevgi gibi.
Düşsen,boğulmayı dileyeceğin bir deniz gibi.
Pencere yanında,kitap gibi,
Ya da sadece; beyaz bir umut gibi.

Geçen bir yılı seyrediyorum,
Sınavın iptal olduğu bir günden,
Bütün sanatsallığımı kaybedip,
Sadece yazıyorum.
Her kelimeyi,öylece
Ve gereksizce.

Her geçen yıla kızıyoruz,
Beklentilerimize cevap vermiyor diye.
Ama akıllanmıyoruz.
Her gelen yıla, yeniden güveniyoruz,
Belki iyi geçer diye.
Ve umut besliyoruz. 
Kış gibi,
Çünkü biz insanlar 
Kışı seviyoruz.


11 Aralık 2015 Cuma

şişko kediler ve minik fareler

      art, grunge, and black resmi

 Şişko kedilerin hüküm sürdüğü çöplüğün minik fareleri adına konuşuyorum. Sesimize kulak verin.
 Bizler öyle süslü cümleler kullanmayız konuşurken. Kimi zaman istemeyiz, kimi zaman da beceremeyiz. Bizler susmaya alışkın, biraz ürkek, yalnızlığı sevenlerdeniz.
 Biz konuşuruz ama konuşmayı sevmeyiz. Daha çok düşünürüz. Biz şişko kedilerin çöplüğündeki minik fareleriz. Bize ne derlerse onu yaparız. Okuruz,çalışırız,yeriz,içeriz,izleriz,büyür;büyüleniriz. Diğerleri gibi yaşarız ama farklıyız. Biz düşünürüz ve yazarız. Kalemimiz tükenip parmaklarımız kanayana kadar yazarız. Biz hissederiz. 'Krallar karşısında dizlerimiz çöker fakat fikirlerimizi susturmayız.' Kalemlerimiz var ve defterlerimiz. Defter kapanınca,hislerimizi gömeriz. Öyle herkese de anlatmayız; özeldir hayallerimiz. 
 Çabuk inciniriz,güçlü görünürüz,bazen korkarlar bizden fakat biz çabuk inciniriz. Biz de içimize atanlardanız. En sonunda,en sonuna geldiğinde; ağlarız. 
 Bazen gözyaşı dökmeyiz aylarca. İnsan nasıl bu kadar hissizleşir demeyin. Çığlıklarımızı içimize attıkça,sözlerimizi sustukça, gözyaşlarımız da içimize akmaya başlıyor. İnsan bazen hissizleşiyor. 
 Bizler çirkinizdir bazılarına göre. Bir kez aşık olur,  bir kez severiz. Yapmacık değil, şiir gibi severiz biz. Saf ve masum. 
 Çok arkadaşımız yoktur. Ama olanlara öyle bağlıyızdır ki, diğerlerine ihtiyacımız olmaz. 
 Kötü şeyler düşünmemeye çalışırız. Üzerler bizi,hatta nefret ederiz ama kötülük yapmayız. 
Bizi sevin demiyoruz. Rahatsız etmeyin bizi,yalnız bırakın. 
Biz şişko kedilerin çöplüğündeki minik fareleriz. Mutluyuz.

5 Aralık 2015 Cumartesi

insanlar ağlıyorlar






''Yıkıntılar arasında kaç çocuğun hayalleri kayboldu?''

  Savaşlar var,orada,burada,dört bir yanında dünyamın. İnsanlar ağlıyorlar, çünkü canları yanıyor,çığlıklar atıyorlar çünkü içlerindeki fırtınayı durduramıyorlar. Feryat ediyorlar,karınları aç,giyecekleri yok.
  Çocuklar oyun oynamıyorlar,çocuklar gülmüyorlar,çocuklar ağlıyor çünkü hayalleri kayboluyor,umutları kayboluyor. Çocuklar ağlıyorlar çünkü,bütün insanların sığamadığı bu kocaman dünyada yapayalnız kalıyorlar ve ağlıyorlar çünkü canları yanıyor,kalpleri acıyor.

  Ve yarışmalar var,eğlenceler,programlar. Yurdumda ve dünyamın dört bir yanında.
İnsanlar ağlıyorlar çünkü jürileri beğenmiyor o günkü kombinlerini,o günkü ayakkabılarını. O çok önemli jüriler eleştiriyorlar onları, insanlar ağlıyorlar. İnsanlar çığlıklar atıyorlar çünkü arabalar kazanıyorlar,çok büyük paralar,ödüller alıyorlar.

  İnsanlar ekran karşısında ağlıyorlar,çünkü sevdikleri tüm kurgu karakterler ölüyor. Çok acıklı,çok üzülüyorlar.
İnsanlar gizlice ağlıyorlar çünkü başlarına silah dayanıyor,bebekleri soğuktan donuyor,çocukların umutlarıyla beraber canları alınıyor küçük avuçlarının arasından.

   İnsanlar üzülüyor,çünkü internette yazdıkları birkaç cümle beğenilmiyor,diğerleri fark etmiyor onları.
İnsanlar üzülüyorlar çünkü kimse duymuyor çığlıklarını,kimse yardım etmiyor onlara,kimse elini uzatmıyor.

   İnsanlar nefret ediyorlar çünkü diğerleriyle tartışıyorlar,kavga ediyorlar,kin tutuyorlar.
İnsanlar nefret ediyorlar çünkü,evleri yıkılıyor,hayatları mahvoluyor ve kimse duymuyor.

  İnsanlar bağırıyorlar,çünkü yemekler artıyor,hesap fazla geliyor,paraları tükeniyor.
İnsanlar bağırıyorlar çünkü karınları aç,yemek bulamıyorlar. Ama kızamıyorlar,çünkü korkuyorlar,çünkü canları yanıyor.

 İnsanlar ağlıyor çünkü çok dertleri var,işleri,dersleri,kazanma hırsları.
İnsanlar ağlıyor çünkü çocukları gülmüyor.

 İnsanlar ağlıyorlar, ama gözyaşları masum. İnsanlar ağlıyorlar ama bilmiyorlar neden ağladıklarını. Bilmiyorlar diğer ağlayanları. Ve bu dünya artık beni korkutuyor. İnsanlar sadece ağlıyorlar.

7 Kasım 2015 Cumartesi

İstanbul'un Rüzgarını Severmiş Gibi

girl, rain, and window resmi



Yağmur yağıyor. Pencereye çıkıyorum. Sanki burası İstanbul değil.Sanki başka bir şehir.
Ama hayır,kolumu uzatıyorum dışarı; yağmurunu hissediyorum. Sonra martı seslerini duyuyorum ve görüyorum beyaz kanatlı arkadaşlarımı. Diğer kolumu da uzatıyorum ve yukarı bakıyorum. Yüzümdeki bu ıslaklık; yağmur mu, gözyaşlarım mı? Bir ağaç var pencerenin hemen önünde. Rüzgar sallandırıyor yapraklarını. Rüzgarın kıymetini bilmemişiz. Yağmurlara şiirler yazmışız,ya da karda oynamayı öğrenmişiz. Güneşe sevinmişiz ama rüzgarı unutmuşuz. İnsanın yüzüne çarpan rüzgarın huzurunu ya da rüzgarın getireceği haberleri unutmuşuz. Fısıldayacağı mutluluklar ve haykıracağı acılar. Biraz vefasızmışız. İstanbul'u bile unutmuşuz. Çok koşmuşuz. Yorulmuşuz. Bütün koşuşturmalarımızı izleyen Galata gülmüş bize ''boşuna'' demiş ''koşuşturmalarınız; hepsi koştu, hepsi yoruldu hepsi öldü''
Ama eğer yorulacaksam, İstanbul'da yorulmak isterim. Eğer seveceksen, İstanbul'da sev beni. Rüzgarı severmiş gibi. Öleceksem İstanbul'da ölmeliyim. Ağlayacaksam İstanbul'un yağmurlarıyla ağlamak, güleceksem İstanbul'dan doğan güneşe karşı gülümsemek isterim.
Kalemim İstanbul'u yazmalı, kelimelerim bu şehri anlatmalı. Martılarıyla konuşmalı, İstanbul'u yaşamalıyım ben. Bu şehirle dost kalmalıyım.

29 Eylül 2015 Salı

mutluluk yazısı

bu bir mutluluk yazısı.
mutlu olun.
her şey güzel olacak gibi klişe motivasyonlardan değil ama.
hiçbir şey geçmeyecek
hatta daha da kötüleşecek
belki de hiç bitmeyecek
acı çekeceğiz
sinir krizleri geçireceğiz
her şey üstümüze gelecek
ama
öleceğiz.
o yüzden mutlu olun.
mutlu şarkılar dinleyin,
yağmurda ıslanın
ağlayın
mutlu olun
dua edin
kitap okuyun
film izleyin
basit şeyler yapın
kolay şeyler
yorulmayın
endişelenmeyin
polyanna olun demiyorum
sadece yaklaşan sonu görün
mutlu olun çünkü öleceğiz ve geride bir şey kalmayacak
ya da nasıl isterseniz
ağlayın
çünkü  ben bu yazıyı yazarken bir kez olsun gülümsemedim
olsun siz yine de mutlu olun
öleceğiz ya
mutluluk güzel şey

matt wu

        
     ''Matt şimdiye dek gördüğüm en güzel şeydi.''

Sanırım sevgiyi yaşadım.İndirimdeydi,372 sayfa. Kapağında elbiseli bi' kız vardı,yarım haliyle. Kuşlar vardı. Öylesine aldım,ucuzdu,okudum.
Ama sevgiyi yaşadım.
Matt Wu'yu yaşadım.
Bilinmeyen,ucuz bir kitabın sayfalarında okudum onu. Sesini satırlarda duydum yalnız.Onu hatırlatan şarkılar vardı ama ne bileyim gerçek olamayacak kadar güzeldi. 
Öyle güzel sözleri vardı ve öylesine kırılmıştı ki,sevdim.Üzüldüm.Adını tekrar duyabilmek için sayfaları tekrar tekrar karıştırdım.Kitabı tekrar tekrar okudum.
Garipti,Çinli,altın rengi gözleri vardı.Çok kırıldı,çocuktu,yaşlandı,saçları beyazladı.İyi kalpli,saftı,güler oynardı.Çocuksuydu. Ama çok üzüldü.
Ve ben kitabın kapağını her kapattığımda,öldü.Rüyalarımda tekrar dirilene kadar.





18 Eylül 2015 Cuma

yarım kalmış öykü

 




''Şimdi bu küçük sayfayla size bir öykü anlatacağım. Aklımda ne konu, ne karakter,ne tür var.Doğaçlama gidebilmek için bir başlangıç bile yok.Yalnız yazdığım hiç bir kelimeyi silmemeye ve geri dönüş yapmamaya karar verdim. Etrafıma bakınca sarı bir tişört,gülen bir yüz,kurumaya başlamış sonbahar yaprakları çarpıyor gözüme. Ama betimleme yapabilecek kadar derin değiller.Gözlerimi kapatınca galaksiler ve notalar. Mor yıldızlar belki.
Hayal gücümü zorlayıp,karakterler ekleyebilmek için bunlarla fazlalık yapıyorum. Bir cenaze ilanı duyuyorum. Tanıdık değil,ama benimkini duyacağınız günü çok merak ediyorum.Dünyadan ben gittikten sonra yaşanacakları. Bakın bir kuş görüyorum. Doğdu,uçtu,ölecek. Ve işte hayat. Ve hoşgeldinizler. Doğum gününüz kutlu olsunlar. Ve başınız sağolsunlar. 
Karmakarışıklaşıyorum evet, sayfa da bitmek üzere, sanırım tamamlanamadı öyküm.'' 

   Karmakarışıklaşmıştı,evet. Cenaze ilanını duyduktan bir hafta sonra karıştırdığım defterinin son sayfasıydı. Öyküsünü böyle tamamlayabildi. Doğdu,uçmaya başlamıştı ki,öldü. Onun öyküsü buydu,tamamlandı.

13 Eylül 2015 Pazar

aşk üzerine

Sahi,
Aşk ne demektir?
Hani şu çok mükemmel duygu?
Sahi,
Aşık olmak çok can yakıcıysa,
Neden olunur?
İnsan aşık olduğunu nerden anlar,
Ya maşuk, seçilebilir mi?
Sahi,
Aşığım diyenler,
Şiirler mi yazar her gece?
Aşk iki insan arasında mıdır?
Toprağa aşık olunabilir mi, ya da yapraklara?
Aşk bu denli gerekli midir?
Sahi,
Aşık ile Maşuk, kavuşamazsa ne olur?
Aşk gerçekten var mıdır?
Eğer varsa,
Biter mi?
Sahi,

Aşk ne demektir?

5 Eylül 2015 Cumartesi

2 yıl,110 destekçi ve ben.

 
  Ne zaman, bu duygulu sayfalardan sıkılıp,defterimi mizah dolu birkaç cümleye boğsam,biraz sonra utanırım yazdıklarımdan. Sanıyorum ki ben daha duygulu şeyler yazmalıyım,belki kaçık sonlar hatta dramlar. Belki bir yerde,bu beni ve yazdıklarımı kaçınılmaz bir sıkıcı yapıyor olabilir; ama kendimde cicili bicili DIY ürünleri ya da bol GIF’li kitap yorumları yapacak olan o blogger ruhunu göremiyorum dostlarım. Buna karşın kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yeni şeyler deniyorum, bahsettiğim gibi.  Bana zaman ayırıp, değer veren insanlara, gerçekten güzel şeyler sunabilmek ve bu yolda kendimce bir üst seviyeye çıkmak için çabalıyorum.
Aslına bakarsanız,o ilk seviyeyi bir tık atlattım. 5 Eylül 2013’te blogumu açmadan önce kullanabileceğim bir takma isim düşündüm günlerce. ‘’Una Brayne ‘’ Çünkü korktum kendi adımı kullanmaya. Alacağım tepkiler,eleştiriler neler olacaktı? Korktum.Ama sayısız yorum aldım,sayısız güzel düşünce. Cesaretlendim. Kim olduğumdan korkmamaya başladım ve kendimi ortaya attım. Buydum.Hilal. 2 yıl,110 destekçi,ve ben.
Buraya ilk adımımı attığımda, daha önce beni teşvik  etmiş,destek olmuş bir öğretmen falan yoktu arkamda. Bütün başarı hikayelerindeki o öğretmen. Bense, ergenliğe ilk adımımdaki sorunlarımı yazdığım,şimdi her parçası kül olmuş günlüğümde,kendi kendime sorunlar bulup ağlıyordum. Kimi zaman isyanlar,insanlar,her negatif duygudan çıkardığım birkaç sayfa dram. 
Ergenliğe girdiğimde,bir tek defterim vardı yanımda,duygularımı anlatabildiğim. Beni dinleyen,bir küçük günlük, adı dahi olmayan.Bir de annem. Şimdi ise, o günleri bıraktım,ergenlikten çıkmak üzereyim,belki bitiriyorum ve baksanıza, 110 kişi var burada benimle. 110. O kendini beğenmiş öğretmenlerin yerine,her cümlemde yanımda olmuş 110 insan.2 yıldır bana destek olan,zaman ayıran,okuyan,dostlar,kardeşler. Belki ileride,bir yazar olursam,yine burada olacak dostlar,unutulmayacak arkadaşlıklar.
Teşekkür ederim, 2 yıl, güzel insanlar, nice 2 yıllarımız olsun birlikte. Nice sohbetlerimiz,nice dostluklarımız. Sizi seviyorum,iyi ki varsınız.


4 Eylül 2015 Cuma

u dönüşü

Bir bardak süt. Sessiz sesler. Yeni stresler. Ufak tefek yenilikler yaptım kendimde,kendimce fark ettiğim. Uzun zaman geçti,yayınsız,yazısız,boşluklu,hisli. Daha çok yazmaya karar verdim,yazabilecek yeni şeyler buldukça. Eğer bi' yerlerde umursayan birileri varsa; farklı şeyler denemeye çalıştım. Belki öyküler, belki şiirler. Belki kendimce şeyler. Sonbahar geri döndü, ben de geri dönüyorum.
 Sizi özledim. Sizi seviyorum, sizi gerçekten seviyorum ve iyi geceler..


^^ 💓💓💓💓

28 Temmuz 2015 Salı

dökülün masum yıldızlar

 
                                                                          




        Kayan yıldızlar, ölümleri mi haber verir yoksa yeni dilekleri mi? Vazgeçişler mi, umutlar mı?
Huzurlu,bulutsuz bir gecede yukarıda gördüğümüz yıldızlar aynıdır. Fakat bakışlar; bazen nefret bazen sevgi doludur.
Kayan bir yıldızla dilek tutanlar,umutlarını saklar onlara.Kayan bir yıldız, en büyük dilekleri gerçekleştirmezse, o günden sonra bütün yıldızlardan umut kesilir. Eğer sevileni götürürse, geceler kabuslar olur, yıldızlar dökülsün istenir.
 Kutup yıldızına bakarak yolunu bulanlar,onlara teşekkür eder.
Korkularından saklanmaya çalışanlar,yıldızların aydınlattığı karanlıklara kaçamaz,üzülür.
Yıldızlardan ilham alarak kalemini kıpırdatan bir kız, onlara sevgiyle gülümser.
Karanlıktan korkan bir kadın,geceleri yıldızlara sığınır.
Aşık bir adam, sigarasını onlarla yakar.

   Halbuki yıldızlar suçsuzdur. Tek sorun geceye ait olmalarıdır.Fakat insanlar da suçsuzlar. Bakışlarını yaşadıkları değiştirir.
İster sevinç olsun ister hüzün. Gözyaşları masumdur. Ağlayanlar masumdur.

10 Temmuz 2015 Cuma

unutulmayan umutlanmalar




''Dokunduğun her şey altına dönüştüğünde''

Rüyaların gerçek olacak.
Şehirdeki son ağaç kesildiğinde,geriye kuruyan yapraklar kalacak.
Şehrin son ışığı da söndüğünde; geriye yalnız yıldızlar kalacak.
Yazdıkların okundukça,rüyaların gerçek olacak.
Şehrin son kapısı da kilitlendiğinde; sığınabileceğin tek yuva gökyüzü olacak.

''İşte benim krallığım geliyor''
İşte,senin krallığın geliyor. Ölümsüzler ordun,savaşan kelimelerin,yalnız halkın.
Şehir son kez umudunu yitirdiğinde; geriye ağlayan bulutları ve yağmurları kalacak.
Şehrin son canlısı da uyuduğunda; güneşi bekleyen tek sen kalacaksın.

Sonra;

Son yıldız da sönecek.Güneşi ilk sen göreceksin.Rüyaların gerçek olacak.Şehri gün doğarken koklarsan,sana saflığını ve serinliğini sunacak. İlk gün ışığını sen izleyeceksin.
Gece,yerini kötülüklere ve kabuslara bırakacak.
Belki her gün ışığında yeniden öleceksin. Seni ağlayan bulutlar uyandıracak,geceleri.

29 Haziran 2015 Pazartesi

siyah sevdi,beyaz karardı.

Beyaz seviyordu,
Siyah bilmiyordu.
                                                                              Siyah sevdi.
                                                                              Beyaz karardı.

Güneş küsüyordu.
Ay fark etmiyordu.
                                                                             Ay sevdi,
                                                                             Güneş gece oldu.

Gökyüzü ağlıyordu.
Yıldız gülüyordu.

                                                                             Yıldız sevdi,
                                                                             Gökyüzü bulutlandı.

Çiçek özlüyordu.
Toprak bilmiyordu.
                                                                             Toprak sevdi.
                                                                             Çiçek soldu.

Sonbahar şarkı söylüyordu.
Kış duymuyordu.
                                                                             Kış sevdi,
                                                                             Sonbahar sustu.

Yaprak acı çekiyordu.
Ağaç bilmiyordu.
                                                                             Ağaç sevdi,
                                                                             Yaprak düştü.

Kalem çığlık atıyordu.
Defter hissetmiyordu.

                                                                             Defter sevdi,
                                                                             Kalem tükendi.

Kadın seviyordu.
Adam bilmiyordu.

                                                                             Adam sevdi.
                                                                             Kadın öldü.

                                                                             Acılar arttı.
                                                                             Kadın yok oldu.
                                                                             Adam unuttu.




                                                                           

                                                                                                       

1 Haziran 2015 Pazartesi

Basortusu "sorunu"

Artık bu konuda kendimce bir açıklama yapma ihtiyacı duydum.
Bahsedeceğim konu Türkiye'nin büyük "sorunu" haline gelmiş olan başörtüsü.
Öncelikle şunu söylemeliyim,başörtüsü siyasi bir simge değildir.Şöyle düşünün ki bunları size anlatan kişi reşit değil ve siyasi görüşü bir tür ordan burdan gelen fikirler topluluğu.
Başörtüsü A,B partisinin savunduğu veya bir partiyi savunan simge değildir. İslamı simgeler.
 Evet İslamı. Açık bir şekilde tessettür ayeti Kur'an'da geçiyor bu farklı şekillerde yorumlanıyor belki ama din ve vicdan özgürlügunden bahsettigimize gore,tesettur inkar edilemez.
Evet din özgürlügu kapsaminda,ayinler,tapinaklar hoş karsilanirken; cogunlugu Musluman olan bir ulkede Muslumanlarin ibadetleri veya tesetturu gericilik olarak adlandiriliyor. Basortu takan insanlar "lanet olsun o turbana,nefret ediyorum basortuden" gibi nefret soylemlerine maruz kaliyor.
  Ayrica tesettur ve basortusu "cogunlukla" istek dahilinde yapilmasina karsin "tesetturlu kadin" basortulu kiz" gibi  insan vucudunun hastalikli bir parcasi ya da toplumsal sinif seklinde kullaniliyor.
Bakınız,Türk milleti olarak amacimiz;ulkemizi en yuksek noktalara tasimaktir. Bunu televizyondaki moda programlariyla yapamayacagimiz gibi,insanlari basortusune veya giydigi dekoltesine gore yargilayarak da yapamayiz.
Zeka,fikir insanin kiyafetinde degil,beynindedir. Basortusu beyni kapamaz,eger ki sizler bir insani hic tanimadan giydigi kiyafete gore gerici olarak tanimlayabiliyorsaniz, beyni kapali olanlar sizlersiniz. Yenilige acik olmayan sizlersiniz. Ayrica sosyal medyada surda burda esitlik ve onyargidan bahsetmeyeceksiniz.

Olaylari kendi acimdan degerlendirip objektif bakmiyor degilim.
Fakat kimsenin taktigi basortunun, onlara lanet yagdiran insanlara zarar verdigini gormedim.
Bir kisinin yaptiklarina gore tum toplulugu suclamak tamamiyle sacmaliktir.
Babanin isledigi suc yuzunden tum aileyi hapse atmak gibidir. Bu nedenle kapalilar soyle boyle seklindeki hakaretlerinizden vazgecin.Cok istiyorsaniz insanlar hakkinda atip tutmak,A kisisi boyle yapti deyin kapalilar, escinseller, sagcilar, solcular yapti demeyin.
Insanlari yedigi yemege,parasina ve "kiyafetine" bakarak yargilamak yerine ; fikirlerine, hareket ve sozlerine gore degerlendirdigimizde gercekten basarili bir ulke olabiliriz.

Eger bana katilirsaniz, bu yaziyi,bir kismini kaynak gorstermeksizin yahut kendi fikirlerinizi paylasin. Bakiniz bu bir din meselesi degil. Esitlik,hak ve ozgurluk meselesi. Insanların bilinclenmesi gerek. Vakit ayirdiginiz icin tesekkurler.

23 Mayıs 2015 Cumartesi

bir yıldız daha kaydı.




Bir fincan kahve öylece gitti. Tek bir kelime çıkmadı bir damlasından. Kokusunu bırakıp öylece gitti.
Bir gece daha sessiz geçti. Günlük umutlar bir kez daha uykuya daldı. Yarın uyanabilecekler miydi, bilmiyorlardı.
Bir kalem daha tükendi. Gereksiz cümleler karalamıştı, unutulacak sözler.
Birkaç hatıra daha birikti. Bir kibrit daha parladı. Hepsi yandı,hepsi unutuldu.
Bir şarkı daha sona erdi. Arkasında sözler bıraktı.
Bir arkadaş daha terk etti ve yalnızlık bir kat daha arttı.
Bir damla daha gözyaşı,yeni ağlayışların başlangıcıydı.
Bir yıldız daha kaydı,dilekleri gerçekleştirmeden.
Bir yaprak daha düştü ağaçtan,o da biliyordu kalabalıklar içinde yalnız kalmayı.
Biraz daha yağmur yağdı,karıştı  gözyaşlarıyla.
Bir hayat daha bitti. Bir beden daha toprağa terk edildi. Bir isim daha unutuldu. Bir hayat daha sona erdi.

20 Nisan 2015 Pazartesi

bir sebebimiz var

Gece çökmüş,sarılmış kızıllığına gökyüzü. Camın kenarında seyrediyorum bulutları.
Bir ağaç var. Yapayalnız,yapraksız. Unutulmuş gibi sanki. Martılar kanat çırpıyor hilale doğru. Martılar özgür,gökyüzüne sahipler. Bu sessizlik,bu asalet martıların .
Gerçeğe çağıran ezanlar duyuyorum. Ezan O'nun,ağaç,gökyüzü,martılar O'nun. Çok düşünmüyoruz ama biz O'nunuz.
 Gecenin bir sahibi var. O yalnız ağaç yalnız değil sandığımız kadar. O ezan sebepsiz değil. Secdeye giden bu bedenlerin bir sahibi var. Bu toprağın,bu sessizliğin, bu haykırışların bir sahibi var. Bu gözyaşları,bu karanlıklar,bu kahkahalar sahipsiz değil. O secdeler,o dualar boşa değil.
Bir sebebimiz var,biz O'nunuz.        

19 Nisan 2015 Pazar

bir küçük teşekkür size

Az önce blogdaki bütün yorumları baştan sona okudum da..
Duygulandım,gözlerim doldu. Siz var ya. Siz ne mükemmel insanlarsınız. Keşke her birinizle tek tek oturup kahve eşliğinde sohbet edebilsek.
Nasıl cesaret,özgüven ve gurur sağlıyorsunuz dostlarım bir bilseniz..
Teşekkür ederim hepinize,bana yazmak için güç veriyorsunuz :)

15 Nisan 2015 Çarşamba

Sorular,kahveli sorular

Bir fincan kahveye kaç satır sığar? Bir fincan kahve kaç şarkıda biter? Kaç kelime sığar bir satıra? Peki kaç kelime yeter  kendimizi anlatmaya?
İnsan ne zaman korkmaz yazmaktan, yazdığını okumaktan?
İnsan nerde öğrenir yazmayı,hislerine şekil vermeyi?
Nasıl öğreniyoruz düşünmeyi?
Sorular var,ne zaman buluyorlar cevaplarını?

4 Nisan 2015 Cumartesi

Biraz Karışıkmışım

Çok yazık. Öyle karmakarışık bir hal almışım ki,beni anlatacak şarkı bile kalmamış. Öyle paramparça olmuşum ki, kahve bile toparlayamamış.              
Fantastik gerçeklere yüzüp,gerçeği atlamışım biraz. Aslolanı unutmuşum.
Ejderhadan düşüp hafızamı kaybetmişim. Asamı kırıp Voldemort'a yenilmişim. Sauron'u unutup,yüzüğü takmışım çoktan.
Öyle sevmişim ki, adına sevmek demeye korkmuşum.
Gözlerimi kapamışım, kokusunu çekmişim kahvemin. Bulamamışım doğru kelimeleri, yanılmışım, yalpalamışım. Birkaç hatıra birikmiş gözümün önünde kimisi  kalemimin ucunda, kimi unutulmuş arkalarda.
Uçmuşum,uçmuşum gökyüzüne varamamışım.
Ruhum tırmanmış dağlara,bedenim çıkamamış yataktan cumartesi sabahı. 
İkiye ayrılmışım ben. Birazım uzayda savaşmış, birazım sorularda boğulmuş. Böyleymişim ben de. Hayal ile gerçeklik arasında. Düşünmeden yazmışım, biraz saçmalamışım. Ama böyleymişim.

7 Mart 2015 Cumartesi

Uzakta




Ve bir süre sonra,
Kendi üzerini örtmeyi öğreniyorsun.
Isıtılmış sütleri unutuyorsun,
İyi geceler öpücüklerini.
Kucaklanıp,yatağına götürülmeyi unutuyorsun.
Onlara sarılmayı özlüyorsun,
Annene,babana.
Bir süre sonra,
Yalnız uyumaya alışıyorsun,
Uzun yemekhane kuyruklarına alışıyorsun.
Mutfağını özlüyorsun,
Sonra,
Kalın giyinmeyi de öğreniyorsun,
Hastalanıp iyileşmeyi de.
Büyüyorsun.
Bahçedeki oyunlarını özlüyorsun,
Ama sessizliğe gömülüp bir şeyler karalamaya alışıyorsun.
Kulaklığını takıp,insanların sessizliğini izlemeye de alışıyorsun.
Odanda yalnız kitap okumayı özlüyorsun,
Kalabalığı öğreniyorsun,insanları.
Hep beraber çay akşamlarını özlüyorsun.
Ama alışıyorsun, bardağını yalnız yudumlamaya.
Alarm kurup uyanmayı öğreniyorsun,
Annenin sesi yerine.
Saçlarını taramayı öğreniyorsun,
Baban yerine.
Arkadaşlarınla eğlenmeyi öğreniyorsun,
Kardeşlerin yerine.
Özlüyorsun ama alışıyorsun,
Öğreniyorsun ve artık,büyüyorsun.
Uzakta,
Kendi üzerini örtebilecek kadar,
Büyüyorsun.

28 Şubat 2015 Cumartesi

Kahve biraz.

  Eğer kahven varsa,yazacak bir şeylerin mutlaka vardır.
Durduk yere kahve yapmazsın,çünkü kıyamazsın bir fincanı yalnız içmeye.Ya canın sıkılır,ya çok üzülür ya da çok sevinirsin. Kahvenle paylaşabilecek bir şeyler istersin.Ve yanında hislerini anlatabileceğin birkaç kelime. Kahvenin yanına defterini istersin,kalemini istersin. Birkaç eski sayfa istersin,karalanmış,kelimelere boğulmuş.Bazen biraz gözyaşı istersin,bazen tebessüm.Kahveni paylaşabilecek bir şeyler istersin.Öyle durduk yere kahve yapıp içmezsin.Kahve özeldir, kıyamazsın. Fincanına yakışan müzikler dinlersin kısık kısık.Defterin önündeyse,yazarsın.Ağzına değen her yudumda,satırlarına yeni kelimeler yazar kalemin.Her satırda,defterin yaprak yaprak azalır.Ve kahvenin kokusu, kelimelerine işler. Bütün büyüsünü gösterir yapraklarına,bütün ihtişamını.Son yudumu aldığında,içini bir şeyler sarar.Sanki yazacakların bitecekmiş gibi.Halbuki kağıda haykıracak çok şeyin vardır daha. Tadı ağzındadır kahvenin,onu düşünürsün. Müzik de tatsız gelmeye başlar.Fincanı alıp tekrar tekrar içine çekersin kokusunu.Bir fincan daha yapamazsın.O büyüyü bozar,aynı tadı vermez,yapamazsın.Bazen kahvenin son yudumları,bazen gözyaşların ıslatır sayfalarını.Ama hatıradır hepsi. Hislerindir. Onun içindesindir sen. Kahkahalarını satıra dökebilirsin ya da her damla gözyaşını. Tadı yavaşça gitmeye başlar dilinden. Kahve içerken arkadaşların,insan olanlar değildir. Gözlerini kapadığında,orada kalanlardır. Defterindir,kalemindir. Hayallerindir,kahveni paylaştığın arkadaşın.Kelimelerindir. Kahve sanatındır, kendini işlersin ona satır satır. Kokusu uzaklaştıkça daha hızlı yazmaya başlarsın.Bir an önce bitirmeye çalışırsın kelimelerini.Çünkü kahven bitince,büyü bozulacaktır. Farkındasındır. Korkularını,neşeyle,cesaretle besleyip onları zehirlersin.Bir masal kahramanı olursun son yudumda. Gözlerini kapatır yaşarsın. Kokusu uzaklaşana kadar,büyü bozulana kadar,kahven sensindir.

20 Ocak 2015 Salı

Şıpsevdi Çocukluğu



   Şıpsevdi çocuğuyduk biz.
Kendi oyuncağımızı kendimiz yapmadık belki ama ilk oyuncağımız da telefon değildi ya, şanslı nesildik.
Kumdan kale,çamurdan pasta yaptık.Sokak sinemaları yoktu ama bilgisayarda da sabahlamazdık. Arabalardan korktuk ama akşam sokaklar boşaldığında, yollarda yine biz vardık. Çelik-çomak bilmezdik belki ama uno'dan, monopoli'den de habersizdik. İsim-şehir,yerden yüksek oynadık biz de.
Bizim bakkalımızda leblebi tozu yoktu; şıpsevdi çocuğuyduk. Bileklik çıkan cipslerden alırdık ekmeğin yanında. Biraz da şıpsevdi; mavisinden de turuncusundan da.
Ödevler yüzünden çok ağladık belki, ama rengarenk defterlerimizle,kalemlerimizle güldük. Bayramlıklarımızı giyip,şeker de topladık,ağaçlara tırmanıp, erik de yedik biz. Şanslı nesildik. Şıpsevdi çocuğuyduk ya.

2 Ocak 2015 Cuma

Ne güzel bi' yaz bu böyle






Az önce bir kitap buldum rafta. Karakterine aşık olduğum bir kitap - Matt Wu vakası- . Ders çalışmak için biraz da kahve yapmıştım. Kitabı elime alınca,ilk satırlarından bir koku çarptı burnuma. Çekebildiğim kadar içeri çektim. Geçen yazı hatırlattı bana.Ara sıra şöyle bir dönüp bakmak arkana, güzel oluyor. Her fırsatta defter,kalem,kahve alıp, kendimi yalnız bir odaya çekerdim.  Üç kitabım vardı geçen yaz. Sayfaları bitmiş,ama benim için bitememiş üç kitap. Onları da alırdım kolumun altına.Pencereyi  karşıma alırdım. Bazen yağmuru,bazen gökyüzünü.Belki her gün, günler yetmezse, kendimi balkona atar,gecenin asaletine yazardım kelimelerimi. Evet,yazardım. Hatıralarımın kokusundan bahsederdim,çocukluğumdan,kahveden ve kendimden. Sonra kitapları alır, içinden çıkmaya korktuğum  bölümleri tekrar tekrar okurdum.Onlardan esinlenip kendimce bir şeyler karalardım.Defalarca  denerdim,yapamazdım ama sıkılmazdım da.İçindeyken o kadar güzel bir yaz değildi ama bir kez hatırlayınca kokusunu, bazı şarkılar sadece geçen yazı getiriyor bana,bir kitabın kokusundan ulaşıyorum eski defterime.Dönüp okuyorum o defteri, Allah'ım diyorum ne hoş satırlar bunlar.Bu, ne güzel bir yaz böyle.