6 Aralık 2014 Cumartesi

biraz daha yaşıyorsun

İstanbul'u yaşamak.Arkadaş olabilmek biraz,neler söylediğini duyabilmek.Fark ettirmiyor kendini,saklıyor koşuşturmalarımızın arasına. Biraz daha anlıyorsun, durup bir bakıyorsun. Hissetmeye başlıyorsun,gökyüzünü,martılarını. Sesleri kulağını doldurmaya başlıyor.Ama yavaştan yavaştan fısıldıyor. Önce rüzgar,sonra deniz,bazen Galata.Özlemeye de başlıyorsun.Kızıl gecesini,martılı sessizliğini.
 Biraz yavaşlayınca, biraz daha yaşıyorsun.

16 Kasım 2014 Pazar

Do I wanna know?

Bir fincan kahvenin içinde bulabilirsin huzuru.

Bir sayfada bulabilirsin hayallerini.

Birkaç şarkıda bulabilirsin kaybettiklerini.

Korkabilirsin bazen.Sahi, korkusuz insanlar var mıdır?

Eğer süper kahramanlarımız bir kez yenilseydi kötülere, ilk yenilgimizde bu kadar tökezler miydik?

Kendini bulabilirsin kendinde.
Bilmek ister misin?
Bilmek ister miyiz?
Kendimizi bulabiliriz beraber.

Kahve içebiliriz.
Korkabiliriz beraber.
Kötüleri yenebiliriz.

26 Ekim 2014 Pazar

Gökyüzü'nün Gecesi

  İstanbul'un gecesi kızıl. Martılar da susmuyor hiç. Karalık,sessiz geceler ilham vericidir,evet.  Kızıl ve sessiz olanlar daha ilham verici.. Biraz serin... Gökyüzüne yazılmış şiirler gibi ; kızıl,huzur verici.Sessiz; ama gürültülü. İşitebilene..
  Martıları çok sevemiyorum durdukları yerde. Ama uçarlarken; öyle yakışıyorlar ki  gökyüzüne,kızıllığına da,maviliğine de.Sesleri içimi ürpertiyordu başlarda.  Ama artık eve dönünce; kulağımda hissediyorum yokluklarını. Boşluğunu süzülmelerinin..
  Artık daha iyi anlıyorum İstanbul şiirlerini.İçimize nasıl işlemiş kendini şehir. Harf harf,satır satır.
  Kızıl,huzur verici. Dışarısı nasıldır bilmiyorum ama pencere kenarı yetiyor geceyi hissetmek için. Serinliğine de sessizliğine de. İşitilebilen bir sessizlik.. Sonra uyuyorum yavaş yavaş.
  Sabah daha başka. Bulutlar kızıldan griye koşuyorlar hızlıca.Sabah ezanı karışırken martıların sesine,acele ediyorum namaz için. Selam verdikten sonra bakıyorum, güneş yavaş yavaş,utanarak ve azcık da kızararak gösteriyor kendini,artık tamamen beyazlamış bulutların arasından.
  İstanbul çoktan uyanmış, belki hiç uyumamış. Gökyüzü hepsinden haberdar. Güneş pek bilmiyor neler oldu, o yüzden sitem de edemiyor İstanbul'a gece yağan yağmur için. O da benim gibi görüyor yağmuru,sabah uyanınca. Yıldızlar uykuya çekilmiş, bulutlar da biliyor neler var İstanbul'da. Geceyi de gündüzü de tanıyorlar.

Gece güzel geçiyor İstanbul'da. Gökyüzü bile farkında..
  

12 Eylül 2014 Cuma

Hatıralar Güzel Kokar.

Memories
Hatıralar asla ölmezler.


Küçükken yataktan doğrulur doğrulmaz ayaklarımı terliğin içinde bulmaya bayılırdım.Akşam özenle yerleştirir,birkaç kere de prova yapardım,yeri doğru mu diye.
   Her hatıranın bi' kokusu var derinlerde.Bazen hatırlamasam da ne olduğunu; nasıl kucakladığını da hatırlıyorum,o kokuların beni nerelere götürdüğünü de.
   Annemle pazara çıktığımızda; o sebzelerle ilgilenirken,elini bırakıp sırtına vururdum birkaç defa. Sonra parmağımla karşıyı gösterirdim . ''Başka yere gitme sakın'' diye izin koparınca sanki kanatlanmış gibi,uçardım karşıya. Arkamdan baktığını bildiğim için korkmazdım,güvendeydim.Küçük kasalardaki küçük civcivleri izlerdim dakikalarca.Seslerini hatırlıyorum evet,en çok da sebze-meyve kokusuna karışan çırpınışlarını.
   Çok küçükken öğrenmiştim kahve yapmayı. O zaman izin vermezdi annem içmeme. Bende gizlice mutfakta dibinde kalan telvesini yalardım. Pişirdiğim kahveyi kocaman tepside dökmeden babama götürmeyi becerdiğimde; babamın bana bakışını hatırlıyorum,bir de banyo yaptıktan sonra kucağına koştuğumda beni kucaklayıp,saçlarımı koklayışını. Her seferinde ayrı bir sevgiyle çeker şampuanın kokusunu içine,hala.
     Ödevimi yapmadan okula gittiğimde yaşadığım utanç ve korkuyu da; dostumun hiç çekinmeden bana kitabını verdiği fedakarlık ve samimiyetin kokusunu da hatırlıyorum.
   Sınavda birinci olduğumdaki gururumu da; o zaman benim için bir servet olan 2 liraya kıyıp; aldığım ve hergün ıslak mendille sildiğim pembe yıldızlı kalemimi de.
   Karne gününde en güzel çantamı alıp giderdim okula.Zaten bir çantam vardı; o da dünyanın en güzeliydi. Kantinci teyze;''Neler var o çantada? Rujlar,göz kalemleri,kremler..'' deyip gülmüştü bana.   Susmuştum,masumiyetimi  nasıl göz ardı etmişti? Kızmıştım kantici teyzeye. Halbuki hep olduğu gibi not defterim vardı çantamda; makyaj malzemeleri yoktu. Hala yok.
   Anneannemin kokusunu hatırlıyorum. Evlerine her gittiğmizde,dedem de,anneannemde,evleri de hatta bahçeleri de aynı kokardı. Hiç bilemedim neyin kokusuydu o koku.  Ama içime huzur verirdi,hatırlıyorum. Arka bahçedeki salıncağı da, kocaman iğde ağacını da,diğer ağaçları,taze sebze meyveleri de,en köşede bana özel ekilmiş çilekleri koparıp yediğimi de hatırlıyorum. Anneannemler demek, biraz da iğde demekti benim için. Tek ben yerdim, evin en üstüne çıkıp, en yukarıda ki iğdeleri koparırdım. Kabuklarını yere atınca da, kirlettim anneannemlerin evini diye üzülürdüm.Ama temizlemezdim,hatırlıyorum. Anneannemin verdiği her hediyede,bir çorapta bile o koku var şimdi,aynı koku.
    Babaannemi ve dedemi de hatırlıyorum.Uçurumdaki salıncağı,eski okulun bahçesindeki asma ağacını,köydeki çeşmeyi,eşeklerini,yaşlanmış tenlerini,toprak kokan küçük evlerini,tahta kapısını,tavuklara yem vermeyi,yemi çok kaçırınca dedemin elini sallayışını,çaya bisküvi batırıp yemeyi,ellerini öpmenin verdiği huzuru ve yumurta karşılığı aldığım çikolataları,fişle aldığım ekmekleri de hatırlıyorum.

    Fincanın kenarına tırnağımla vurmak gibi, küçük,derin ve unutulmaz kokular. Son zamanlarda buralar kahve kokuyor. Ama gözlerimi kapatıp,kendimi bırakınca hepsinin kokusunu hatırlıyorum.Geçmişten gelen hatıralar güzel kokuyor.Hatırlıyorum..

28 Ağustos 2014 Perşembe

Yağmur Var..



  

Dün defterimi kalemimi alıp balkona çıktım. Aklımda yazmak için bazı şeyler vardı ve her zaman ki gibi uzayıp gidecekti. Sonra yanıma en sevdiğim kadın geldi,sohbete başladık, tarih atmaktan başka bişey yapmadım.
 Bugün ise yazabilecek pek şey yok aklımda. Ama elimde kalem defter,-kahvenin yerini tutamasa da- çay,müzik ve yağmur var.Yastık var sırtımda ; yumuşacık, altımda tertemiz çarşaflar ve düzenli bir yatak var.Perdeleri sonuna kadar açık bir pencere ve yağmur var. Bazen içimi ürperten gök gürültüleri ve saniyede bir parlayan şimşekler var. Uzaktan kulağıma sesler geliyor; kavga eden birilerinin acımasız haykırışları. Hayır, gözlerimi kapattığımda sadece yağmuru duyuyorum ve içimdeki huzuru.Bilgisayardan arasıra bazı sözler çarpıyor kulağıma '' ..you feel,do you feel what I feel too?.. '' birde müziğin ezgisi var , o kadar. Terliklerim ısıtıyor üşümeye başlayan ayaklarımı. Kafamı defterime yaslayınca o hoş kokusu geliyor burnuma,hafiften başımı döndürüyor sanki. Sayfadaki harfler yanağımda iz bırakırken,bir yandan yenilerini yazmaya çalışıyorum yan sayfaya. Yağmur hala çınlıyor kulaklarımda,durmayacak gibi. Çalan şarkının sözlerini mırıldanıyorum kısık kısık. ''.. Uçmak istiyorum.. Bana ulaşılacak bir yıldız ver..''  Gözlerim yavaş yavaş kapanıyor uzaklara dalarken. Yağmurun arasında kaybolan ağaçlar,yaprakları kıpırdadıkça uykumu getiriyor.

 Yağmur giderek uzaklaşıyor. Yavaş yavaş bırakıyor pencereden içeri sızmayı. Suratımı okşamıyor artık. Geride çatıdan akan kalıntıları duruyor. Bir de sesi.Orada,içerlerde bir yerde sesi hep kalıyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Çocuksun..


blessed | via Tumblr 
''Biraz gün ışığı ver bana,
 Biraz yağmur.
 Bir şans daha ver bana,
 Büyüyeyim bu sefer istediğim gibi.''


   Çocuksun,daha gün ışığısın sen. Korkuyorsun henüz gecelerden,harikalar diyarındasın. Atlatacaksın;kurtulacaksın bir gün korkularından.Düşünsene,o zaman anlamsız gelmeyecek mi her şey? Korksana karanlıktan,korksana örümceklerden,yalnız uyumaktan..
   Çocuksun,daha rüyasın sen. Sanane  gerçeklerden? Boşversene üzüntüyü! Oyna keyfince,istediğin gibi büyü.
    Çocuksun,daha yağmursun sen. O kadar saf ve temizsin. Menekşe kokuyorsun çocuk. Mutluluksun bir o kadar.
    Çocuksun ,daha gökyüzüsün sen.Özgür ve ferahsın.Koşsana yoruluncaya kadar. Bırak uçurtmanın ipini,uçuşunu izle. Haydi,sakın durma!
   Çocuksun,daha fidansın sen.Kırılacaksın.Korkma,iyileştireceksin kendini. Büyüyeceksin keyfince.
   Çocuksun , daha rüzgarsın sen.Bağırsana biraz. Bırak sesin kısılsın,bağır içinden geldiği gibi.
     Kuşlar eşlik ediyor sana, baksana dans ediyor yapraklar. Çiçekler savruluyor rüzgarda seninle. Bak yağmur da şarkı söylüyor bağıra bağıra. Durma çocuk! Devam et,devam et hayal kurmaya.


                                                                                                      ‎26.‎08.‎2014

18 Ağustos 2014 Pazartesi

Özlemişim.

Kış,sihirdir.



Farkında değildim pek ama;
üşümeyi bile özlemişim.
Çorap giymek zor gelipte,ayaklarımın üzerine oturarak ısıtmaya çalışmayı özlemişim.Terlik giyip dolaşmayı,başımda koca bir fincan kahve;yarı uyur vaziyette ders çalışmayı özlemişim.
Yollarda dakikalarca yürüdükten sonra,eve girince ellerimi cebimden çıkarmaya cesaret edebildiğim anı özlemişim. İçine kar giren ayakkabılarımı çıkarmayı,ayaklarımı sobaya dayayıp ''ya ayağım yanarsa?'' diye korkmayı özlemişim.
Bütün kazaklarımı,hırkalarımı,pantolonumun içine zorla giydiğim taytımı bile özlemişim.
Sessiz ve soğuk geceleri özlemişim.
Üşümeyi,en çok da kışı özlemişim.

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Renkler Hisseder mi?

Belki bizim umudumuz da gökyüzündedir. Belki saklanılacak yerler vardır yıldızların arasında.
Gökkuşağı siyahı dışlıyormuş. Boşversene arkadaşım, sen geceye rengini vermişsin.Kim bozabilir asaletini?

Belki bizde gece olmuşuzdur zamanla.

Renkler hisseder mi ki bizi?
Kahverengi diyorum, sütlü kahve gibi.Ne güzel renk.Hisseder mi bu kadar sevildiğini?
Sarı bilir mi nasıl huzur verdiğini?
Ya da pembe. Haberi var mıdır hayallerimizin masumiyetinden ?
Kelimeler sadece kelimeler olarak kalırmış. Bakışlar unutulmazmış.Yeşil, o renklendirdiği gözlerin güzelliği ile kibirlenir mi?
Hani bazen kahve bile tatsız geldiğinde; şekerin kıvamını kaçırdıysam,beyaz bunun altından kalkabilir mi?
Mavi gökyüzünü hisseder mi mesela? Bazıları çok sever maviyi.Sarının verdiği huzur varken.

Bir de gri. .Kurşun grisi,bu yazdıklarımdan sonra,yaşamaya devam edebilir mi?

1 Mayıs 2014 Perşembe

Hey Dj! Put Our Hands Up!

Don't look back ツ | via Facebook 















Derler ki 'Yazar olmak için; kim olduğunuzu bilmeniz, tonunuzu keşfetmeniz gerekir.''
 6.sınıfta -ki bu ergenliğe geçiş dönemim olmakta- kafamda milyonlarca kez büyüttüğüm aptal çocukluk isyanlarımdan esinlenip karaladığım kağıtların beni 2 yılda yazdığım denemelerle  gurur duyacak kadar olgunlaştırabileceği kimin aklına gelirdi? Beni bu çılgın akıma sürükleyen , şimdi her bi molekülü yok olmuş günlüğümdü belki.

Bugün dışarı çıkıp kitap okudum biraz. Sınavdan sonra henüz sene sonu gelmediğinden 'yarım keyif' yaşamak açısından,kafamı dağıttım.Kitapla tabi.Alışılmadık şekilde bu ay kitaplara tonlarca para döktüm ve iki günde bir kitap bitirerek kitap canavarı abimi kıskandırmayı başardım.

 Olgunlaştığımı hissettiğimi yazmak istedim.

Artık küçüklüğümdeki gibi -2 sene önce küçüktüm ben- yazdıklarımla yüzleşmekten korkmuyorum. Onları okuyabiliyorum ve değerlendirebiliyorum.Türkçe kitabıma Ali'li,Ayşe'li hikayelerden daha iyilerini yazıyorum ve sınıfta da okuyorum. Okuyorum.
Henüz tonumu keşfettim diyemem.Ayrıca olgunlaştım dedim büyüdüm demedim. Daha yaşadığım ne ki?
Kendimle yüzleşebildim,artık takma isim kullanmıyorum.Sınavdan aldığım notu ne bir ne iki fazla söyledim bu sefer. 480.
Sınav stresinden burnumun tam ortasına özenle konumlandırılmış devasa sivilce hariç,görünüşümden bile memnunum.
Artık bamya yiyorum.
'Sakla samanı gelir zamanı' ilkesiyle eski deneme defterlerimi dolabın bi ucunda terk edilmiş olarak bulduğumda her ne kadar korkarak da olsa açıp okudum bugün ve güldüm kendime. Ben.Gülmek.Hemde kendime.Aferim bana.
Bugün acıyıp evin manyak kedisini besledim.Üşenmeden, beni çileden çıkartan hayvanı besledim.
Geçen gün okulda en nefret ettiğim kıza bile gülümsedim.
 Demem o ki'' Hey dicey! Puçço henz ap! ''
Olgunlaştım artık yani. Hakkımda bölümünü düzenlemenin bile zamanı geldi hatta.

Hayatımda bir kez olsun okumadığım Cin Ali günlerim geride kaldı. La Fonten'e gelince, o da bazı şarkılar gibi eskimiyor.

28 Mart 2014 Cuma

Dans bitti, gidin kahve için.

thinking | via Facebook
Delicesine yazmak istediğim,fakat dansı başalatamadığım bir gece.
Yazmak için kahveye ihtiyacım var. En sevdiğim iki fincanımdan birinde olucak. Yoksa asla içmem. Kahve bu noktada çok önemli. Yudumlarım dilimi yakmamalı. Yazmaktan soğurum o zaman. Ayrıca çok şekerli de değil biraz acı olmalı ama sadece yazarken.
Azcık da müzik olmalı. Sözlerin dans etmesi için.

En önemlisi kurşun kalem olmalı. Uçlu kalem de,tükenmez kalem de kalsın. Kurşun kalemim olmadan vur,öldür yine yazmam.

Defter çok önemli değil.Parşomen olsa yazarım. Gerçi parşomene yazmaya kıyarmıyım orası istisna.
Yalnız olmalıyım. Kahve yine de çok önemli. Birinin yanında ya da kahvesiz yazdığım tek cümleden hayır gelmez.

Artık kalemimin tükenişini izleyebilirm. Bu noktada devreye kalemtıraş girer. Çok önemli mi? Değil. Bozdu mu? Evet. Boşver kalemtıraşı.


Kelimeleri gelişi güzel yığarım genelde. Ama her cümleye ayrı bir özen gösteririm. Seçilmiş cümleleri yazarım kağıda. En az bi' kahve kadar değerli olanları.


Kendimi olduğum gibi katarım yazılarıma. Ne bir eksik,ne bir fazla.
Yazılarım bi bakıma da kelimelerimin dansı gibi.


Müzik durdu.Fincanım da boşaldı. Dans bitti çocuklar, dağılabilirsiniz.



                                                                                                                  
                                                                     

16 Şubat 2014 Pazar

Can't Stop Thinkin'

Aslında evim ile okulum arasındaki mesafeden ne kadar şikayetçi gözüksem de o kadar minnettarım. Düşünmek için vakit veriyor bana. Ne kadar yavaş yürürsem , okadar çok düşünebiliyorum genelde.
Evet bazen düşünüyoruz. Haddimizden fazla.Ne olduğumuzu,ne olacağımızı,ne olmak istediğimizi.

Biz çok şaşkın varlıklarız.. Moralim bozulmasın dedikçe kötü anıları düşünürüz.
Midem bulanmasın derken iğrenç şeyler düşünürüz.
Gülmememiz gerektiğinde de komik şeyler düşünüyoruz.

Bazen çok düşünüyoruz işte.